| Bdp Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin PKK ile AKP'nin Görüşüp Anlaştıklarına ilişkin sözlerine karşılık "kılıçdaroğlu ve Bahçeli'ye Buradan Sormak İstiyorum. Eğer Bu Mesele Konuşularak Çözülmeyecek ve Dağdakiler Konuşularak İkna Edilmeyecekse, Sizin Derdiniz Demek Ki Savaştır. Eğer Gerçekten Ülkenizi Seviyorsanız, Savaşta da Samimiyseniz Gönüllü Köy Korucusu Olun" Dedi. (Sondakika.haberler.com'dan alıntı) |
22 Ağustos 2010 Pazar
BDP Lideri Demirtaş'tan KILIÇDAROĞLU ve BAHÇELİ'ye: ''Savaşta samimi iseniz, Köy Koruyucusu olun''
Hahahayyyy... Bu Habere Gülünür İşte!!... "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar"mış. Muhabir arayınca bülbül, Bakan arayınca "dut yemiş bülbül"
Devlet
Bakanı
ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik;
Habertürk TV'de ,
"Türkiye'nin
Nabzı" programının canlı yayın konuğuydu. Programın moderatörü Didem
Yılmaz, "Bugün Habertürk gazetesinde bazı sanatçılara referandumda hangi
oyu verecekleri sorulmuş. Nasıl değerlerdiniz anketi?" diye sorunca,
Bakan Çelik'ten ummadığı bir yanıt aldı.
Çelik, ankette hayır oyu
vereceklerini belirten sanatçılardan dördünü bizzat aradığını ve
hiçbirinin böyle bir şey söylemediğini öğrendiğini ifade etti.
Ertesi gün Fatih Altaylı bir "araştırma komisyonu" kurup, olayı inceletmiş. Adı geçen herkesin gazete muhabirleri tarafından arandığını ve yanıtlarının doğru olduğunu teyit etmiş.
Ertesi gün Fatih Altaylı bir "araştırma komisyonu" kurup, olayı inceletmiş. Adı geçen herkesin gazete muhabirleri tarafından arandığını ve yanıtlarının doğru olduğunu teyit etmiş.
Sadece Mehmet Ali Erbil'in yerine "Hayır"
yanıtını menajeri Perim Özgeldi vermiş.
Mustafa Sandal'ın yanıtı ise
kesinlikten uzak ve "muğlak" imiş ama gazeteye kesin yanıt olarak
yansımış.
Demek ki neymiş? "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar"mış. Muhabir arayınca bülbül, Bakan arayınca "dut yemiş bülbül" olunurmuş.
Demek ki neymiş? "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar"mış. Muhabir arayınca bülbül, Bakan arayınca "dut yemiş bülbül" olunurmuş.
Haydi biz buna "devlet büyüğüne saygı" deyip, geçelim. Ama oyun kutsal
olduğunu ve gizli kalması gerektiğini de bu vesile ile hem sanatçı
dostlarımıza hem de meslektaşlarımıza hatırlatalım...
EZEL Hayranlarına Kötü Haber!...
![]() |
EZEL BU SEZON BİTİYOR...
Ezel dizisi oyuncu Burçin Terzioğlu, Bugün gazetesinden Şebnem Özcan'a verdiği röportajda;
''Bu sezon bitecek. İki sezon bir dizi için iyidir. İzleyicinin tadı damağında kalsın.'' dedi.
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Mescid-i Aksa diye bizleri neden Kubbet-üs Sahra'ya yönlendiriyorlar? İşte Yahudilerin Oyunu...
Mescid-i Aksa ile ilgili bir tanıtım yazısı hazırlamak istemiştim. Bu yazıyı hazırlarken de ne yalan söyliyeyim, ben de bu kutsal yerimiz hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak istemiştim. Bilgi edinme amacıyla arama motorlarına
''Mescid-i Aksa'' yazdım. O siteye girdim, bu siteye girdim.. derken, inanın kafam iyice karıştı. Neden mi? Mescid-i Aksa diye gösterilen resimler ve verilen bilgiler, Kubbet-üs Sahra imiş.
Mescid-i Aksa Diye
Kubbet-üs Sahra'ya Bakıyoruz
Pek çok kişimiz, Mescid-i Aksa'yı, resimlerde gördüğümüz "Altın Sarı Kubbeli" olan yer olarak biliyoruz. Halbuki Mescid-i Aksa, o sarı kubbeli olan mescit değil; hemen onun biraz ilerisindeki gösterişsiz Gri Kubbeli yapıdır.
20 Ağustos 2010 Cuma
Be Heyyy Dürzüüü!!........ (Neyzen Tevfik Şiiri)
HERKESTEN SAKLANAN HABER: ATATÜRK OLMASA BUGÜN HAZRETİ MUHAMMED’İN KABRİ DE OLMAYACAKTI..
Nevzat
Yalçıntaş, ''Beyin Fırtınası'' (2008) programına katılmış, program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer
vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları
yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini
öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız
ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti
Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun
sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe
tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak
Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını
söyleyebilir misiniz?” diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı
nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde
İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli
kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “Bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya
çıkarmakmış.
Yalçıntaş, “Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı)
İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin
araştırılması görevi verilmişti” diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: “Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge
bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi.'' O sırada benim
çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen
atlayıp geldi. ''Çok heyecanlıydı''
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok
şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi.
Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta
‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde
öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile
zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen
cümleler vardı.”
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir
detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın
kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu
nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizlerin hiçbir
şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk
ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim
ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey
belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı
taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor.
Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi
oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve
onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak
belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi
kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine,
hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı
sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak”
adına konuyor.
Peki, bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da
bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam âleminin peygamberi
Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten
saklanıyor.
Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyor.
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti.
Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün
dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç
etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de
oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu
mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin
aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun
yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar âdeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa
verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti
Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam
büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti
Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya
çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve
yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen
dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı.
Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin
önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermedi.
Nevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında “Bir gün Yaşar Nuri Öztürk
Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini
sordu” dedi. Ben de “Belgeyi bulmuş mu?” diye sorunca “Onu bilemiyorum,
ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım” dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk,
Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, “Ancak bunu henüz bir kitabıma
koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve
İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı
alır. Konu bu kitapta yer alacak” dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını
söyleyen Öztürk, “Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili
sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama
bana izin vermedi” diye konuştu.
Öztürk’e “Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?” diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi:
“Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette
bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet
edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslam’ı
reddedenler bu noktada birleşebiliyor.”
Can Ataklı
Can Ataklı
Tansu Çiller; Deniz Keyfi yaparken, Kameralara İşte Böyle Yakalandı.. İşte Resimler..
Eşi Özer Çiller ile Bodrum’a demirli President adlı teknede tatil yapan eski Başbakan Tansu Çiller, denize girerken görüntülendi. |
Koruma eşliğinde yüzüyor
Eski başbakanlardan Tansu Çiller, President adlı teknesinde tatil yapıyor. Yalıkavak Xuma Beach açıklarına demirlediği teknesinden her
sabah denize giren Çiller’i koruması da botla takip ediyor. Bir saat
yüzen Tansu Hanım kulaç atarken koruma arkasından kürek çekiyor
19 Ağustos 2010 Perşembe
TÜRKİYE’NİN BÜYÜK SPOR YAZARLARI'NIN SEÇTİĞİ RÜYA TAKIMI...
İşte bu! Camoranesi bizde!..Transferdeki sessizliğiyle taraftarı üzen Cim Bom, Camoranesi'yi alıyor..
Camoranesi (1-1) vs triestina 19-03-2007
![]() |
Aslan Camoranesi'yi alıyorTransferdeki sessizliğiyle taraftarı üzen Cim Bom'un, Juventus'la bağlarını koparan Arjantin asıllı İtalyan yıldızla el sıkıştığı ortaya çıktı. Bonservisi elinde bulunan Camoranesi ile yıllık 2 milyon Euro'ya anlaşma sağlandı |
Lorik Cana ve Juan Pablo Pino transferlerinin ardından yabancı oyuncu
transferinde somut adım atamayan Galatasaray, bombayı patlatmak üzere...
Sarı-Kırmızılı ekibin, çok gizli bir şekilde yürüttüğü operasyon
sonrası İtalyan devi Juventus’tan resmen ayrılan orta saha oyuncusu
Mauro Camoranesi’yle anlaştığı ortaya çıktı. Juve’yle sözleşmesi
bittikten sonra İngiliz ekibi Birmingham’la sıkı pazarlıklar yapan ancak
anlaşma sağlayamayan Arjantin asıllı yıldızın Cim Bom’a ‘Evet’ dediği
bildirildi. Galatasaray’ın birkaç gün
içerisinde transferini açıklamayı planladığı Camoranesi’ye yılllık 2
milyon Euro ödeyeceği ve sözleşmenin 2 yıllık olacağı öğrenildi.
2002’den bu yana Juventus’ta forma giyen Camoranesi her iki kanatta ve
forvet arkasında görev yapabiliyor. 33 yaşındaki yıldız futbolcu, üstün
top tekniği ve süratiyle rakip savunmaların hayli başını ağrıtan bir
oyuncu. Agresif yapısı ve enerjisini 90 dakikanın geneline yayması da
İtalyan futbolcunun öne çıkan özelliklerinden...
Hasan Pulur, Semih'i gözyaşlarına boğdu! İşte O Yazı...
Acı haber kahretti
Pulur’un oğlu Korkut
Pulur’un vefat ettiği haberini alan Semih’in mutluluğu bir anda büyük
bir üzüntüye dönüştü. Semih hemen Pulur’a başsağlığı dileklerini iletti.
Kendisine “oğlum” diye hitap eden emektar yazarın aynı gün oğlunu
kaybetmesi golcüyü derinden etkiledi. Semih’in akşam idmanında da durgun
olduğu gözlendi.
İşte Hasan Pulur'un O Yazısı:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































