22 Ağustos 2010 Pazar

BDP Lideri Demirtaş'tan KILIÇDAROĞLU ve BAHÇELİ'ye: ''Savaşta samimi iseniz, Köy Koruyucusu olun''



Bdp Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin PKK ile AKP'nin Görüşüp Anlaştıklarına ilişkin sözlerine karşılık "kılıçdaroğlu ve Bahçeli'ye Buradan Sormak İstiyorum. Eğer Bu Mesele Konuşularak Çözülmeyecek ve Dağdakiler Konuşularak İkna Edilmeyecekse, Sizin Derdiniz Demek Ki Savaştır. Eğer Gerçekten Ülkenizi Seviyorsanız, Savaşta da Samimiyseniz Gönüllü Köy Korucusu Olun" Dedi.  (Sondakika.haberler.com'dan alıntı)

Hahahayyyy... Bu Habere Gülünür İşte!!... "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar"mış. Muhabir arayınca bülbül, Bakan arayınca "dut yemiş bülbül"

Devlet Bakanı
ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik;
Habertürk TV'de ,

"Türkiye'nin Nabzı" programının canlı yayın konuğuydu. Programın moderatörü Didem Yılmaz, "Bugün Habertürk gazetesinde bazı sanatçılara referandumda hangi oyu verecekleri sorulmuş. Nasıl değerlerdiniz anketi?" diye sorunca, Bakan Çelik'ten ummadığı bir yanıt aldı. 
Çelik, ankette hayır oyu vereceklerini belirten sanatçılardan dördünü bizzat aradığını ve hiçbirinin böyle bir şey söylemediğini öğrendiğini ifade etti.
  
Ertesi gün Fatih Altaylı bir "araştırma komisyonu" kurup, olayı inceletmiş. Adı geçen herkesin gazete muhabirleri tarafından arandığını ve yanıtlarının doğru olduğunu teyit etmiş.
Sadece Mehmet Ali Erbil'in yerine "Hayır" yanıtını menajeri Perim Özgeldi vermiş.  
Mustafa Sandal'ın yanıtı ise kesinlikten uzak ve "muğlak" imiş ama gazeteye kesin yanıt olarak yansımış.
Demek ki neymiş? "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar"mış. Muhabir arayınca bülbül, Bakan arayınca "dut yemiş bülbül" olunurmuş.  

Haydi biz buna "devlet büyüğüne saygı" deyip, geçelim. Ama oyun kutsal olduğunu ve gizli kalması gerektiğini de bu vesile ile hem sanatçı dostlarımıza hem de meslektaşlarımıza hatırlatalım...


Yüksel AYTUĞ/Sabah'tan alıntı

EZEL Hayranlarına Kötü Haber!...


EZEL BU SEZON BİTİYOR...

Milyonları ekran başına kitleyen, Reyting şampiyonu ve Kenan İmirzalıoğlu'nun adeta yeniden doğduğu Ezel dizisi, bu sezon ekranlara veda ediyor. 

Ezel dizisi oyuncu Burçin Terzioğlu, Bugün gazetesinden Şebnem Özcan'a verdiği röportajda; 


''Bu sezon bitecek. İki sezon bir dizi için iyidir. İzleyicinin tadı damağında kalsın.'' dedi.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Mescid-i Aksa diye bizleri neden Kubbet-üs Sahra'ya yönlendiriyorlar? İşte Yahudilerin Oyunu...


Mescid-i Aksa ile ilgili bir tanıtım yazısı hazırlamak istemiştim. Bu yazıyı hazırlarken de ne yalan söyliyeyim, ben de bu kutsal yerimiz hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak istemiştim. Bilgi edinme amacıyla arama motorlarına
''Mescid-i Aksa'' yazdım. O siteye girdim, bu siteye girdim.. derken, inanın kafam iyice karıştı. Neden mi? Mescid-i Aksa diye gösterilen resimler ve verilen bilgiler, Kubbet-üs Sahra imiş.
Mescid-i Aksa Diye 
Kubbet-üs Sahra'ya  Bakıyoruz
Pek çok kişimiz, Mescid-i Aksa'yı, resimlerde  gördüğümüz "Altın Sarı Kubbeli" olan yer olarak biliyoruz. Halbuki Mescid-i Aksa, o sarı kubbeli olan mescit değil; hemen onun biraz ilerisindeki gösterişsiz Gri Kubbeli yapıdır.
Mescid-i Aksa, resimde gördüğünüz gibi, sağda, gösterişsiz olan gri kubbeli olan yapıdır  
Kim bize Mescid-i Aksa fotoğrafları diye sarı kubbeli Kubbet-üs Sahra'yı ezberletiyor? 
Bununla ilgili gezmiş olduğum bir-çok sitede, aşağıda alıntısını yaptığım yazı ile, ortak noktada buluşuyorlar.

''Medya. Peki, bu işin arkasında kim var? Mescid-i Aksa diye Kubbet-üs Sahra resimlerinin ezberletilmesi kimin işine gelir? Tabii ki Kubbetü's-Sahra'yı ön plana çıkarıp, Müslümanların değer verdikleri Mescid-i Aksa'yı arka plana itip, şaşırtmacayla sanki hiç yokmuş gibi göstermek isteyenin işine gelir. Bunu yapan kim olabilir? 
Tabii ki Siyonistler! 

Siyonistler, Müslümanların Mescid-i Aksa'sını, kendilerinin yani Yahudilerin mescidi olarak lanse ettikleri Kubbet-üs Sahra olarak gösteriyorlar. Bunu ne için yapıyorlar? 
Çünkü, Müslümanların Mescid-i Aksa'sını yıkmak, Filistin ya da daha doğrusu "Vaadedilmis Kutsal Topraklar"a olan hâkimiyetlerini tamamlamak, Müslümanlara ait en ufak bir iz bırakmamak ve de en önemlisi, Mescid-i Aksa'yı yıkarken, Müslümanlardan çok fazla tepki almamak için. 
Biliyorsunuz; İsrail, Mescid-i Aksa'nın altında tünel kazıyor. Sebep? Mescid-i Aksa'yı normal yollarla yıkamadıkları için, alttan kazıyorlar ki kendi kendine yıkılsın. İsrail, bu yıkımla neyi hedefliyor? Bu sorunun cevabı Kuran'ın Bakara Suresi'nde saklı: "Peygamber onlara şunu da söylemişti: - Talut’un, Musa’ya verilen Tabut’u/sandığı getirmesi padişahlığın alametidir. O Tabut'ta, Rabbiniz tarafından size manevi bir kuvvet ve Musa ailesiyle Harun ailesinin arkaya bıraktıkları Tevrat levhalarından arta kalanlar vardır. Melekler onu taşıyacaktır. Şüphesiz ki bu Tabut’un size gelmesi, peygamberin sözünün doğruluğuna delildir, eğer iman getirenlerdensiniz.” Daha açık olmak gerekirse, Mescid-i Aksa'nın altında inanılmaz ve paha biçilmez bir mânevî hazine saklı. “Hz. Mehdi... Beytü'l-Mukaddes'in hazinelerini, - Tabut-u Sekine'yi, Ben-i İsrail sofrası ile levhaların madenlerini, Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'ın minberinin asasını ve Allah'ın Ben-i İsrail'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenlerini - çıkaracaktır. İşte Yahudiler, bu hazineleri elde etmek için çirkin bir yolla Mescid-i Aksa'yı yıkıyorlar; ama her şeyin bir sahibi var ve Mescid-i Aksa da sahipsiz değildir.''

 Solda Kubbet-üs Sahra, Sağda Mescid-i Aksa
arasında kalan Yahudilerin Ağlama Duvarı



                            

Sitelerde gezinirken, yine ilginç bir haber gözüme ilişti. Aynen aktarıyorum:
  
İSRAİL MESCİDİ AKSA'NIN ALTINA BOMBA YERLEŞTİRDİ
 
-"İsrail 1967'den bu yana Mescidi Aksa'nın altında kazı çalışmaları yürütüyor. Bugün Mescidi Aksa'nın bulunduğu Haremüşerif bölgesi UNESCO tarafından koruma altında fakat tüm bu korumaya rağmen İsrail, kazı çalışmaları sırasında Mescidi Aksa'nın altını boşalttı, çok sayıda tünel kazıldı, Mescidi Aksa'nın altındaki tünellere bomba yerleştirildi ve daha fazla bomba ve dinamit yerleştirilmek üzere bu tünellerin içine çukurlar açıldı." 

 İşte Gerçek Mescid-i Aksa
Mescid-i Aksa, yeryüzünün ikinci mabedi, Müslümanların ilk kıblesi ve son peygamberin miraç durağı olan kutsal bir mekandır.
İSRAİL 2020'DE MESCİDİ AKSA'YI YIKACAK
 
-"İsrail amacı Mescidi Aksa'yı yıkıp yerine Süleyman Mabedini inşa etmek. Şu an Mescidi Aksa'nın yıkılması için tüm hazırlıklar yapılıyor, kutsal mekanın altına kazılan tünellere bomba ve dinamit yerleştiriliyor bir gün gelecek bu bombalar patlatılarak Mescidi Aksa yıkılacak ve İsrail Mescidi Aksa'nın bulunduğu yere Süleyman Mabedini inşa edecek. Bunun için geri sayım başladı.  


Mescidi Aksa'yı 2020 yılında yıkıp yerine Süleyman Mabedini açmayı planlıyorlar şu an görünen tarih 10 yıl sonrası yani 2020."
Diğer bir haber:
Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra var olduğu sürece Kudüs’ün İslami kimliğinden soyutlanamayacağını bilen İsrail için öncelikli tehdit bu yapılardır. İsrail, yıktığı Müslüman yerleşimlerin yerine inşa edilmek üzere, “Davut Sitesi”, “Tevrat Parkı” ve “Hoşgörü Müzesi” gibi kendi kitlesi açısından sempati toplayan projeler geliştirerek yıkım siyasetine destek almaktadır. Hedef; Aksa çevresinde kümelenmiş ve adeta camiyi koruyan Müslüman mahallelerin yıkılarak yerlerine Yahudilerin yerleştirilmesi ve Aksa’nın savunmasız bırakılmasıdır.
Türkiye, üyesi olduğu BM, İKÖ ve Medeniyetler Arası Diyalog zeminlerini, parlamentolar arası dostluk gruplarını ve ikili ilişkilerini kullanarak Mescid-i Aksa ve Kudüs’teki yıkımın durdurulmasında etkili olmalıdır.




 
.

20 Ağustos 2010 Cuma

Be Heyyy Dürzüüü!!........ (Neyzen Tevfik Şiiri)



Be Hey Dürzü!

Ne ararsın Tanrı ile aramda,
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa niye türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne!
Yoksa sana bir zararım; içerim,
İkimiz de gelsek kıldan köprüye 
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim!

Esir iken mümkün müdür ibadet 
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et,
Senin gibi dürzülerin yüzünden 
Dininden de soğuyacak bu millet!

İşgaldeki hali sakın unutma!
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz,
Sen anandan yine çıkardın amma..
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz!


Neyzen Tevfik
  
    











HERKESTEN SAKLANAN HABER: ATATÜRK OLMASA BUGÜN HAZRETİ MUHAMMED’İN KABRİ DE OLMAYACAKTI..


Nevzat Yalçıntaş, ''Beyin Fırtınası'' (2008) programına katılmış, program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz?” diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “Bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.
Yalçıntaş, “Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti” diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: “Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi.'' O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. ''Çok heyecanlıydı''
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizlerin hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.
Peki, bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam âleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.

Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyor.
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar âdeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermedi.
Nevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında “Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu” dedi. Ben de “Belgeyi bulmuş mu?” diye sorunca “Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım” dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, “Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak” dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, “Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama bana izin vermedi” diye konuştu.
Öztürk’e “Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?” diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi: 
“Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslam’ı reddedenler bu noktada birleşebiliyor.”
Can Ataklı

Tansu Çiller; Deniz Keyfi yaparken, Kameralara İşte Böyle Yakalandı.. İşte Resimler..



Eşi Özer Çiller ile Bodrum’a demirli President adlı teknede tatil yapan eski Başbakan Tansu Çiller, denize girerken görüntülendi.


 

Koruma eşliğinde yüzüyor 

Eski başbakanlardan Tansu Çiller, President adlı teknesinde tatil yapıyor. Yalıkavak Xuma Beach açıklarına demirlediği teknesinden her sabah denize giren Çiller’i koruması da botla takip ediyor. Bir saat yüzen Tansu Hanım kulaç atarken koruma arkasından kürek çekiyor



19 Ağustos 2010 Perşembe

TÜRKİYE’NİN BÜYÜK SPOR YAZARLARI'NIN SEÇTİĞİ RÜYA TAKIMI...

İŞTE BÜYÜK AKTÜEL JÜRİSİ

RIDVAN DİLMEN, HAŞMET BABAOĞLU, GÜRCAN BİLGİÇ, ÖMER ÜRÜNDÜL EBRU KILIÇOĞLU, LEVENT TÜZEMEN, İSKENDER GÜNEN, FATİH DOĞAN

RÜYA TAKIMINI SEÇTİLER

Volkan Demirel

Emre Bölezoğlu
Guti




Lucas Neill



Milan Baros



Selçuk İnan


Diego Lugano
     





            
Gökhan Gönül

Arda Turan
  
Quaresma
Hakan Balta
                                                                           

İşte bu! Camoranesi bizde!..Transferdeki sessizliğiyle taraftarı üzen Cim Bom, Camoranesi'yi alıyor..


Camoranesi (1-1) vs triestina 19-03-2007

Aslan Camoranesi'yi alıyor


Transferdeki sessizliğiyle taraftarı üzen Cim Bom'un, Juventus'la bağlarını koparan Arjantin asıllı İtalyan yıldızla el sıkıştığı ortaya çıktı. Bonservisi elinde bulunan Camoranesi ile yıllık 2 milyon Euro'ya anlaşma sağlandı
Lorik Cana ve Juan Pablo Pino transferlerinin ardından yabancı oyuncu transferinde somut adım atamayan Galatasaray, bombayı patlatmak üzere... Sarı-Kırmızılı ekibin, çok gizli bir şekilde yürüttüğü operasyon sonrası İtalyan devi Juventus’tan resmen ayrılan orta saha oyuncusu Mauro Camoranesi’yle anlaştığı ortaya çıktı. Juve’yle sözleşmesi bittikten sonra İngiliz ekibi Birmingham’la sıkı pazarlıklar yapan ancak anlaşma sağlayamayan Arjantin asıllı yıldızın Cim Bom’a ‘Evet’ dediği bildirildi. Galatasaray’ın birkaç gün içerisinde transferini açıklamayı planladığı Camoranesi’ye yılllık 2 milyon Euro ödeyeceği ve sözleşmenin 2 yıllık olacağı öğrenildi. 2002’den bu yana Juventus’ta forma giyen Camoranesi her iki kanatta ve forvet arkasında görev yapabiliyor. 33 yaşındaki yıldız futbolcu, üstün top tekniği ve süratiyle rakip savunmaların hayli başını ağrıtan bir oyuncu. Agresif yapısı ve enerjisini 90 dakikanın geneline yayması da İtalyan futbolcunun öne çıkan özelliklerinden...

Hasan Pulur, Semih'i gözyaşlarına boğdu! İşte O Yazı...

Pulur’un “Semih” başlıklı yazısında kendisi hakkında kullandığı övgü dolu ifadeler üzerine gözyaşlarına hakim olamayan Semih, hemen telefona sarılarak usta yazara teşekkür etmek istedi ama büyük bir şok yaşadı.
Acı haber kahretti

Pulur’un oğlu Korkut Pulur’un vefat ettiği haberini alan Semih’in mutluluğu bir anda büyük bir üzüntüye dönüştü. Semih hemen Pulur’a başsağlığı dileklerini iletti. Kendisine “oğlum” diye hitap eden emektar yazarın aynı gün oğlunu kaybetmesi golcüyü derinden etkiledi. Semih’in akşam idmanında da durgun olduğu gözlendi.

İşte Hasan Pulur'un O Yazısı:


Semih...                                                                                                                                                                                                Olmadı Semih, bu hiç olmadı... 
Fenerbahçe’nin ilk on birinde sahaya çık, 
bir gol at, bununla da yetinme arkadan
bir gol daha... Bu da yetmemiş, “Alex usta”ya
öyle bir pas ver ki, “usta” da “çırağın” pasını 
gol yapsın...
Olmadı Semih, tanışmıyoruz ama babanla yaşıt
olabiliriz, sana içtenlikle “oğlum” desem olur mu?
* * *
Bak oğlum, sen ilahların hoşuna gitmiyorsun, 
senden kurtulmak için İspanya'dan’dan “Kral”
diye birini getirdiler, tutturamadılar, mal ellerinde
kaldı, zarara girdiler.
Niye?
Sana gol attırmamak için...
Sen de onlara inat, yedek kulübesinde oturup 

Gol Kralı oldun, üstelik milli takımda attığın goller 
de caba...
Yedek kulübesinde “nöbetçi golcü” sıfatıyla 

otururken, ihtiyaç halinde sahaya sürülüp de gol 
attın, sonra ne yaptın?
* * *
Koşup geldin, yedek kulübesine oturdun!
Bu kadar güzel, bu kadar ince, zarif davranışını 

anlayan oldu mu?
“Benim yerim burası!” diyordun ama yine bazılarını 

rahatlatamadın...
* * *
Pazar günü baktık, bu huyun değişmiş, hem sahaya 

ilk on birde çıkıyorsun, 
golü atınca da takım arkadaşların, başta Alex, 
hepsiyle kucaklaşıp, sarılıyorsun.
Onu herkes yapar, yapıyor, oysa sen golden 

sonra yedek kulübesine oturup, seni 
beğenmeyenlere cevap verirdin, tabii anlayana..
“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul 

zurna az!” derler ya!
* * *
Bizi Aykut Kocaman ile Oğuz Çetin’in dostu 

sanırlar, oysa Oğuz’la bir kere olsa dahi 
merhabalaşmadık, Aykut’la ikisinin lehine 
yazdığımız ve Ali Şen’i eleştiren yazımızdan, 
tahminen iki yıl sonra Milliyet’in yemekhanesinde 
karşılaştık, daha doğrusu Aykut karşı masadan 
kalkıp geldi, gecikmiş teşekkürlerini sundu, 
sağ olsun.
Neydi o yazımız?
Oğuz’la, Aykut’un oynadığı maçta Fenerbahçe 

Trabzon’u yenmiş iki golü de bunlar atmıştı, 
üstelik Oğuz kaptandı, takım şampiyon...
Ertesi gün ne oldu?
Ali Şen ikisini de Fenerbahçe’den attı.
Bu kabul edilecek bir davranış değildi, 50 yıllık 

taraftar ve kulüp üyesi olarak bunu kabul etmedik...
* * *
Ali Şen, bu yazımızı hiç sorun yapmadı, 

karşılaştığımız her yerde ayaküstü de olsa 
dostluğumuz sürdü...
Oğuz’la Aykut teşekkür bile etmediler, iki yıl 

sonra Aykut lütfedinceye kadar...
* * *
O günlerin Aykut’u bugün Fenerbahçe’nin 

başında, maçtan sonra soruyorlar:
“Semih’in bu güzel oyunu, acaba yeni transfer 

Senegalli Niang’ın gelişine mi bağlı?”
Yani demek istiyorlar ki:
“Semih, pabucun pahalı olduğunu anladı, ondan 

böyle oynadı!”
Aykut’un cevabı:
“Semih’in iyi oynaması için her hafta yeni oyuncu 

transfer edemeyiz.” Soğuk ve donuk, neredeyse 
Semih’in iyi oynamasına “maalesef!” diyecek...
* * *
Bir de kaptanlık olayı var...
Alex oyundan çıkarken kaptanlık bandını Semih’e 

veriyor, doğrusu bu Semih ikinci kaptan, 
ama Semih bandı Emre’ye zorla taktırıyor. Niye?
Yorumlar değişik, Semih belki Emre’nin 
kendisinden daha kıdemli Fenerbahçeli olduğunu 
düşünmüştür...
“Bu da nereden çıktı?” diyeceksiniz...
Evet, Emre Galatasaray’da oynamış ama, meğer 
gizli Fenerbahçeliymiş, gönlünde Fenerbahçe 
yatarmış...
Kim söyledi bunu?
Galatasaray’ın ünlü oyuncusu Hasan Şaş, 
televizyonda söyledi.
Demek Emre “gizli” din taşırmış, “takiye” 
yaparmış... Aziz Yıldırım’ın kendisini baş tacı 
yapışından belli değil mi? 
* * * 
Ve Semih, şunu iyi bil ki bu memlekette başarı 
ve sadakat mutlaka cezalandırılır. 
Kim olursa olsun!