21 Temmuz 2012 Cumartesi

ORUÇ BABA Türbesi, Meğer Bizim Bildiğimiz Yerde Değilmiş

Oruç Baba (Pir Ümmi Sinan)
Üstelik, orada bulunan ve o da muhterem bir zat olan Mustafa Zekai Efendi yatıyormuş. Mustafa Zekai Efendi, asıl Oruç Baba olan Pir Ümmi Sinan'ın geleneklerini yürütmüş, onun izinden gitmiş ve Pir Ümmi Sinan'dan 251 yıl sonra vefat etmiş, dergâhın 9. Şeyhiymiş. Üstelik o Türbe de İstanbul Türbeler Müdürlüğünün listesinde bulunan 120 Türbenin içinde bu Türbe kayıtlı değilmiş.
    
Şu işe bakın yaaa! Yıllarca Topkapı Şehremini'de bulunan Türbeye Oruç Baba diye gittim. Elimde sirkeleeeer, Ekmekleeer Oruç Baba'nın Türbesine koşturdum. Üstelik işyerimden bin türlü eziyetle izin alarak:))))))))) Zaten de dileklerimin hiçbiri gerçekleşmedi ki:)
    
Neyse.. şaka bir yana, asıl ORUÇ BABA'dan biraz bahsetmek istiyorum. Araştırdıkça şaştım kaldım. 

Pir Ümmi Sinan (Oruç Baba) Kanunî Sultan Süleyman'a hizmetlerde bulunmuş, Halveti Tarikatının Sinaniye kolunun kurucusuymuş. Halveti Tarikatını incelediğimde ise, bu tarikatta öyle baş örtme zorlaması yokmuş. 'Dünyevî işlerinden elini eteğini çek' gibi zorlamalar da yokmuş. Bu tarikatta herşeyden en önemlisi 'ALLAH AŞKI' imiş. 'HER ŞEYDE ALLAH'I GÖRMEK' esasmış. 

Halveti Dergahı

    

  

Biraz daha incelemelerim devam etti Halveti Tarikatının ucu Hz. Ali'ye gitti. Halveti Dergâhında Hz. Ali'nin resmi vardı. 


Yahya Galip Kargı


Pir Ümmi Sinan'ın soyunu araştırdığımda ise, akrabalarından olan Yahya Galip Kargı, Milli Mücadelede Atatürk'ün yanında yer almış, Atatürk'ün de kendisine çok değer verdiği bir zatmış.
  
M.K.Atatürk ve Yahya Galip, dua ederlerken

    



TBMM, Yahya Galip'in dualarıyla açılıyormuş. Ankara Valiliği ve Altı dönem  Millet Vekilliği de yapmış.


Bir yerde okumuştum: 'Halveti Tarikatı CHP'ye oy veriyor' diye.. buradan anlaşılıyor işte:)

Pir Ümmi Sinan'ın 'Oruç Baba' diye anılmasının sebebi ise,
Kanuni Sultan Süleyman'ın Topkapı'da kendisine yaptırmış olduğu dergâhta Ramazan ayında halka açık iftarlarda orucunu ekmek, sirke ve tuzla açmasıdır. Herkes bu nedenle kendisine ORUÇ BABA diye hitap edermiş. 1568'de (83) vefat edince, kendisine şu an halen bilinen Türbenin bulunduğu yerde mezar yapılmış ama sonra vazgeçilmiş. Baş halifesinin (Nasuh Efendi) bulunduğu Eyüp Düğmeciler, Ümmi Sinan Sokak, No:5'te bulunan Dergâh'ına defnedilmiş. Bu Dergâhta şu an halâ torunları oturmaktadır.
   








    



Benden bilgiler bu kadar arkadaşlar. Ben özetçe aklımda kalanları yazdım sizlere. Ama pesss doğrusu yaaa.. bence insanları başka yöne yönlendirmenin amacı, Dergâh'ı insan izdihamından korumak gibime geliyor. Başka ne sebep olabilir ki?

Reyhan Garip
     
    

19 Temmuz 2012 Perşembe

Seni Beklerim Ayrıldığımız Yerde/ El Cordobes

Süper romantik bir müzik..

6 Temmuz 2012 Cuma

Üzülme.. Kızma Hiç Kimseye





Üzülme..
kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı, aksine teşekkür et ihanet edenlere sadakati öğrettikleri için.. 
                                             
Minnet duy yalancılara, doğrunun farkına varmanı sağladıkları için..


Mutsuz edenlere dua et,mutluluğu daha derin hissettirdikleri için..


Herkesi sev, yaşamana bir anlam kattıkları için..
Hayat bu yüzden daha güzel, siyahlar beyazı fark ettirdiği için.    




Hz. Mevlana Celaleddin Rumi                              




                                                                                      

Dere yatağından ev alma SEL alır, genç kadını eş alma EL alır.



30 Haziran 2012 Cumartesi

Hz.Mevlâna'dan Özlü Sözler ve Semazen Resimleri


Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle.Hz. Mevlana






  Eşekten şeker esirgenmez ama eşek 
yaratılışı bakımından otu beğenir.
 Leş, bize göre rezildir ama, domuza,
köpeğe şekerdir, helvadır.
  Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,
kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
  Pisler, pisliklerini yapar ama 
sular da temizlemeye çalışır.
Misafir gelecekmiş gibi Evini, ölüm gelecekmiş gibi Kalbini temiz tut.
  Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana,
içinde inci vardır.
  Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?  

  İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey 
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun 
diye bu alem yok değildir.
  Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
 Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?  
  Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi,
Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.


  Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der.
Kendinde olmayış, kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın.

  Verdiğini geri alan kişi, köpek gibi kusmuğunu yemiş olur.  
  Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki.
Ağzını,şarabı verene aç.
 İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir.
Göz ise ancak dostu görene denir.

  Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.

  Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti.
Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
  Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası,
huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
 Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker.
Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
  Dert, insana yol gösterir.
  İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte,
iman ise her zaman farzdır.
Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak,
yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.
  Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz.
Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.
 Hangi tohum yere ekildi de bitmedi,
ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?
 Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.


-Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun.   Çanağı yere çal.

-Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!
-Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.
-Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.
-Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
-Ay, yıldızlardan utanır ama, yine de cömertliği yüzünden 
yıldızların arasında bulunur.
-Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.

3 Haziran 2012 Pazar

Nazende Sevgilim Yâdıma Düştün

Azerî bir şarkı olan 'Nazende Sevgilim'in anlamı 'Naz eden sevgilim'dir.

Beste: Bekirof
NAZENDE SEVGİLİM 

Deydi saçlarıma bahar gülleri
Nazende sevgilim yâdıma düştün
Sevenin bahtına bir güzel düşer
Sen de tek sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Gözlerim yoldadır, kulağım seste
Ben seni unutmam en son nefeste
Ey ceylan bakışlım, ey boyu beste
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Sensiz dağ yoluna çıktım bu seher
Öksüz kumru gibi güller lâleler
'Sen niye yalnızsın?' sordular eller
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

3 Mayıs 2012 Perşembe

14 Nisan 2012 Cumartesi

AGORA MEYHANESİ ŞARKISININ İLGİNÇ ÖYKÜSÜ

Yüz bulamayan aşık o zamanlar Dr. Onur Şenli, ne bir şair ne de bir besteciymiş. Bir Tıp talebesiymiş. Tıbbı da zar zor bitirmiş :)) 
Bu şiiri 1959'da İZMİR'in salaş meyhanelerinin olduğu AGORA semtinde içip içip, aşkını düşünürken yazmış.
Üstelik İstanbul'da Balat'ta bulunan 8 köşeli AGORA MEYHANESİ'nin varlığından da habersizmiş. Farkında olmadan bu meyhaneyi meşhur etmiş Onur Şenli. Daha sonraki yıllarda İstanbul'daki meyhaneyi merak eder ve gider. Meyhane kapalı olduğu için yan komşudan anahtarı temin ederek içeriye girer. Girdiğinde ise, gördüklerine inanamaz. Meyhane, aynı şiirinde yazdığının aynısıydı. Hem de 8 köşeli :))

Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir



Onur Şenli, yazdığı şiirin değiştirilmeden şarkı yapılmasına izin vermiş, ama ne yazık ki şiir değiştirilmiş ve iyice de kısaltılmış. Şiire şarkı bestesini yapan İSMET NEDİM, ilk yorumlayan GÖNÜL YAZAR'mış.


Şiir'in şarkı olmuş hali ve..




Agora Meyhanesi

Burası agora meyhanesi 
Burda yaşar,aşkların
En divanesi, En şahanesi.

Bu gece,benim gecem.
Cama vuran her damlada
Seni hatırlıyorum



Ve sana susuzluğum

Bu akşam ümitlerimi
Meze yapıp,içiyorum.
İçiyorum,içiyorum
İçiyorum,içiyorum.







..original hali.
Agora Meyhanesi

Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir boşalan kadehlere
Şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
``Simsiyah Bakışların'ı koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
Burası Agora Meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi





Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin

Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası Agora Meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası...
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik
Dışarda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden

Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle delice efkarlandığıma

Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın

Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
Dedim ya burası Agora Meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer

Burası Agora Meyhanesi
Burası kan tüküren mesut insanların dünyası



Gelelim İstanbul Balat'taki meyhanenin özelliğine. Sabah Gazetesinden bir alıntı yaparak yazıyorum.
Ucuz şarap içilen bir meyhane... Her ucuz meyhanede olduğu gibi dışarıdan meze getirme özgürlüğü de bulunmakta. Adı, şimdi anıların hangi kilerindedir, bir meyhane müdavimi vardı, ki bütün işi müşterilerin ayak işlerine koşturmak... Bir bardak şaraba bir avuç sarı leblebi mi meze olacak, bu 'arkadaş' alırdı. Ya da bir paket Bafra sigarası mı? Yine bu 'arkadaş'... Ama katiyyen bu hizmeti için bahşiş kabul etmezdi. Hizmetinin karşılığı, gönlünüzden ne koparsa ya bir, ya iki bardak şaraptı. Ve her 'bardak' şarap ısmarlandığında, meyhaneci tezgâha beyaz tebeşirle bir çentik atardı. Ismarlanan şarapları da keyfince tüketirdi. Meyhanenin kapanma saati gelince, meyhane sahibi, beyaz tebeşirle attığı çentikleri sayar, o 'arkadaş'ın içtiği şarapları bu hesaptan düşer, fazlası çıkarsa da para olarak öderdi. Agora Meyhanesi, böyle bir ortamın ve aşkın şiiridir işte.. REFİK DURMAŞ
Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Ekler/Cumartesi/Yazarlar/durbas/2009/10/10/agora_meyhanesi_nerededir